banner16

Vakfın temelleri, ilk yerleşik yaşama geçen Uygur devletine kadar dayandığı tarihçiler tarafından kabul görmektedir. Özellikle Türk İslam kültüründe vakfın büyük bir yeri vardır. Vakfın gayesi insanlığın yararına bir şeyler yapmaktır. Çeşme, yol, köprü, kervansaray, darüşşifa (hastane), medrese…

Kişi, maddi durumuna göre bunlardan birini yaparak ahirette de amel defterinin kapanmayıp sevap kazanmaya devam edeceği umulur (sadaka-i Câriye). Vakfın düzeni en ince ayrıntısına kadar düşünülmüştür. Hatta şöyle ki vakfı yıkan vakfa zarar verenler için vakfın kitabelerine bu kişiler için beddualar yazılmıştır.

Bu bedduaların halk üzerinde etkisi hala süregelmektedir. Buna şahit olduğum bir olay çocukluğumda çok dikkatimi çekmişti. Köy meydanında bulunan bir gölet çocuklar için tehlikeli bulunması nedeniyle kapatılmıştı. Aynı ebatlarda bir gölet köyden biraz uzak bir yere kazılmıştı. Köy halkı, bu göleti yapan kişinin hayrının devam etmesi amacıyla başka bir yere yaptığını konuşmalarda şahit olmuştum.  

Vâkıflar sayesinde toplumun birçok alandaki ihtiyaçları karşılanmıştır. Hatta dünya tarihinin ilkleri gerçekleşmiştir. Avrupa da akıl hastalarına ucube gözüyle bakılırken İslam dünyasında musiki ve telkinle tedavi edilmeye çalışılmıştır. 

Bazı vakıfların kuruluşu dikkat çekicidir. Öyle bir vakıf var ki temelinde aşk bulunmaktadır. Kayseri’de bulunan bu vakfın hikayesi şöyledir:

Ordudaki Başsipahiye gönlünü kaptıran Gevher Nesibe Hatun, Anadolu Selçuklu Sultanı olan ağabeyi I. Gıyaseddin Keyhüsrev bu sevdaya engel olmak ister. Böyle bir aşkın mümkün olmayacağını dile getirir. Bunun üzerine Sultan, Başsipahiyi sınır boylarına göreve gönderir. Bir süre sonra da sipahinin şehadet haberi gelir. Üzüntüsünden ince (verem) hastalığa yakalanan Gevher Nesibe Hatun’a dönemin en ünlü hekimleri çare bulamazlar. Ağabeyi, kardeşini ziyareti sırasında hasta yatağında yatan Gevher Nesibe Hatun, ağabeyine şöyle der ‘‘bütün malım mülkümden elde edilecek gelirle bir darüşşifa kurulsun, çaresi olmayan hastalıklara deva aransın ve buraya gelen bütün hastalar ücretsiz tedavi edilsin’’ der. 

Ağabeyi tarafından 1206’da yapımı tamamlanan bu vakıf araştırma hastanesi olarak hayata geçmiştir. Birçok hastalığa deva olan şifahanedeki Hekimlere bu vâkıftan maaşları ödenmiştir. Öğrencilere ise burs verilerek bu vakıfta yeni hekimler yetiştirilmiştir.

Günümüzde tıp müzesi olarak kullanılmaktadır. Tarihimizin derinliklerinde nice güzel eserler bulunmaktadır. Bunları koruyup gelecek nesillere aktarmamız kültürel vazifemizdir. 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner19